FANDOM


“ .

.

.

[Kış’ın ortaları, 1273]

Bugün babamız çok önemli bir görevden bahsetmek için tüm aileyi topladı. Krallıktan gelen bir habere göre; kralımız [BilmemKim] sevgilisine evlenme teklif etmek için çok özel bir hediye arıyormuş. Babamın ve kardeşlerimin dediklerine göre hediyelerin en özeli; Ruby Rose. Yakut ve zümrütten bir bitki. Bunun bulunması için de krallıktaki tüm soylulara haber salınmış.

Babam ailemizin şanı için bunu bizim ailemizin bulmasının son derece önemli olduğunu, bulan ailenin oldukça cömert bir şekilde ödüllendirileceğini düşünüyor. Ailemizin, dağılan krallığı birleştirmek ve [BilmemNe] krallığının yeni yöneticileri olma fırsatını yakalamak için bunu bizim bulmamız gerekliymiş. Bunun için de aramaya katılabilecek tüm herkesi bu göreve atayacakmış.

Bu görevin benim için ifade ettiği önem ile babam için ifade ettiği önem arasında biraz fark var. 17 yaşında ailemden uzaklaşmak beni korkutuyor. Fakat Ruby Rose’u bulup, babama kendimi ispatlama fırsatı, beni korkumu yıkacak kadar heyecanlandırıyor. Arama yapacağım bölgeyi kuzey batımızdaki dağlık bölge ve dağın yamacındaki büyük ormanlık arazi olarak seçtim. Burada şansım çok yüksek olacak. Küçüklüğümden beri ormanda dolaşmaya ve ağaçlara tırmanmaya ilgi duyuyorum. Ağaçların en yüksek bölgelerine bir tek ben çıkardım, abilerimden de daha yükseklere. Zaten onlardan iyi olduğum tek şey de buydu. Ayrıca dedikodulara göre Ruby Rose mağaralarda yaşayan keşişler tarafından yetiştiriliyormuş. Kesinlikle dağların orada olmalı.

[Bahar’ın sonları, 1273]

Arama için yapılan hazırlıklardan sonra yola çıktık. Yanlış hatırlamıyorsam, babamla yaptığımız toplantıdan 1 hafta sonraydı . . . veya 10 gün. Babam beni koruması için yanıma 2 asker verdi. Yolda Ruby Rose hakkında dedikodu, rivayet ve ipuçları aramak için bir çok yerleşim birimine uğradık. Bir çoğundan da elimiz dolu ayrıldık. Fakat tüm dedikodular tek bir ağızdan yayılmış gibi, neredeyse hepsi zümrüt ve yakuttan oluştuğundan ve mağarada yetiştirildiğinden bahsediyordu. Birazı yetiştirenlerin keşişler değilde farklı gruplar olduğundan bahsederken, daha da azı mağarada değil, bataklıkta yetişen, kan ile beslenen, çok zehirli bir bitki olduğundan bahsediyordu. 3 gün önce aramayı yapacağımız ormanlık bölgenin hemen yanında bulunan bir köye geldik. Burada yaşayanların tamamı geçimini odunculuktan kazanıyormuş. Ayrıca karınlarını doyurabilecek kadar çiftçilikten de anlıyorlar. Fakat toprağın verimsizliğinden dolayı sadece patates ve bir kaç farklı yeşillik türü yetiştirilen tarlalar gördüm. Bizi köyün lideri kendi evinde ağırlıyor. Aramaya başlamadan önce ormanlık bölge, dağ ve Ruby Rose hakkında bilgi toplamaya çalışıyoruz. Ve aramaya nereden başlıyacağımız, nasıl yapacağımız hakkında plan yapıyoruz. Köylülerden öğrendiğimize göre bölgede bir çok mağara bulunuyormuş. Uzun bir arama olacak ama ne kadar uzarsa uzasın evime Ruby Rose ile dönüp babamın saygısını kazanacağım.

[Sonbahar’ın başları, 1273]

Tüm yaz boyunca arama yaptık. Henüz aramalarımız sonuçsuz geçti. Fakat varlığını hissedebiliyorum, o buralarda. Ve ben onu yakında bulacağım. 5 gün önce ekibimize yeni bir üye katıldı. Köye erzağımızı yenilemek için dönerken yolda ayı kapanına yakalanmış bir vaşak bulduk. Onu kurtardım ve ayağı feci şekilde yaralandığı için bir süreliğine ona bakıyorum. Zavallı şey ayağa dahi kalkamıyor. Başlarda yaşadığı acı nedeniyle ona yaklaşmama ve yarasını tedavi etmeme izin vermiyordu ama sanırım benim ona zarar vermeyeceğimi anladı ve varlığıma alışıyor. En azında koluma yeni çizikler atmayı bıraktı.

[Bahar’ın başları, 1274]

Evimden ayrıldığımdan beri 1 yıl geçti. Ve ben bu lanet olası 1 yıl boyunca durmadan aramama rağmen Ruby Rose’u bulamadım. İyi haber ise henüz kimsenin bulamamış olması sanırım. Şansımı arttırmak için yanımdaki askerlerle ayrılma kararı aldım. Böylece çok daha büyük alanı tarama şansımız olacaktı. Bir asker kuzeydeki ormanlık bölgeyi aramak için yarın o tarafa doğru yola çıkacak. Diğeri ise yanımızdaki erzağın büyük bir kısmını alarak aramalarını dağda yoğunlşatıracak. Ben ise dağın güney yamaçlarına doğru yola çıkacağım, oradaki ormanlık bölgeyi ve dağın yamaçlarını araştıracağım. Artık evden ayrıldığımdaki beceriksiz çocuk olmadığım için yalnız kalacak olmaktan korkmuyorum. Ayrıca teknik olarak yalnız kalıcam da denemez. Sasha, geçen sonbaharda karşılaştığım vaşak, benimle beraber olacak. İyileştikten sonra onu doğaya geri salacaktım. Hatta saldım da, ama bana çok alışmış olmalı. Geri dönüp ayağıma sürtünmeye ve kendini sevdirtmeye çalıştı. Bizimle kalmış olması benim de hoşuma gitmişti. Çünkü bende ona alışmıştım. Çok sevimli ve akıllı bir hayvan.

[Bahar’ın sonları 1275]

Ne kadar zaman geçti hiç bir fikrim yok. Tek bildiğim çok uzun zaman olduğu. Ve geçen zamanın beni çok değiştirdiği. Artık tam bir [BizimAile] erkeği oldum. Cesur bir savaşçı. Yaptığım antrenmanlar ve girmemem gereken, fakat benim bunu sonradan öğrendiğim mağaralar sayesinde hem okçulukta hem de kılıç kullanımında yeteneklerim arttı. Sasha ile harika bir ikili olduk. Ailemin beni görünce ne kadar değiştiğimi ve ne kadar geliştiğimi görüp, ağızlarının açık kalması aklıma geldikçe yüzümü buruk bir tebessüm kaplıyor. Çünkü Ruby Rose hala bulunamadı ve onu bulmadan eve dönemem . . . dönmemeliyim. Bunca zamanlık arayıştan sonra varlığı hakkında bile şüphelerim oluştu. Tüm o hikayelerin, rivayetlerin peri masalı olduğunu düşünüyorum. Bir kaç ay önce erzak almak için uğradığım bir kasabada maceracı bir cüce ile karşılaşmıştım. Gezilerinde Ruby Rose hakkında bir şey duyup duymadığını öğrenmek için yanına oturup konuşmaya başladık. Ruby Rose konusu açılınca onu aramaktan vaz geçmem, onun lanetli olduğu konusunda beni uyardı. Şimdiye kadar ilk defa lanetten bahseden olmuştu ama Ruby Rose hakkında duyduğum tek doğru şeyi söyleyen kişi bu cüceydi. Ruby Rose’un laneti onu aramaktı. Onu aramaya başlayan, sonu gelmek bilmeyen bir arayışın içine düşüyor.

[Kış, 1276]

Bugün babamdan bir haberci daha geldi. Ruby Rose en sonunda bulunmuş. En büyük abim Primus tarafından. Ruby Rose’un gerçek olduğunu öğrenmem ve onu bulup, kendimi babama ispatlama şansını kaybetmem beni derinden yaraladı. Fakat en sonunda bu sonsuz arayışın bitip, aileme dönecek olmam üzüntümü bir parça azaltıyor. Bu geceyi de haberci ile buluştuğumuz kasabadaki handa geçirip, yarın sabah ilk ışıkla evime, aileme geri dönmek için yola çıkacağım.”

Günlüğüme o son kaydı yazarken babama kendimi ispatlama şansını kaybetme konusunda ne kadar haklı olduğumu bilmiyordum. Dün uzun bir yolculuğun ardından evime döndüm. Ailemi ne kadar özlediğimi onları görünceye kadar farkedememişim. Onlarla hasret giderip, yaşadıklarımı anlattıktan ve tabi ki onları onları Sasha ile tanıştırdıktan sonra dinlenip, temizlenmek için odama gittim. Akşam Ruby Rose’u bizim ailemizin bulmasını kutlamak ve sonraki planlarımızı konuşmak için büyük bir aile yemeği olacaktı. Seyahatimde karşılaştığım cücenin lanet konusunda düşündüğümden de haklı olduğunu yemek sırasında anlayacaktım. Yemek yerken babam abimden Ruby Rose’u çıkarıp, bize göstermesini istedi. Hepimiz masanın ortasında duran büyüleyici objeyi seyretmeye dalmıştık. Abim yanındaki kişinin boynunu kırıncaya kadar.

Hiç kimse ne olduğuna anlam veremedi. Daha sonra abim sandalyesinin bacağını kırıp, diğer yanındaki adama sapladı. Panik halinde yerimizden kalkıp, uzaklaşmaya çalışmak veya bunu denerken yere düşmek dışında hiçbir şey yapamadık. Ne olduğunu anlamaya, abimle konuşmaya çalışıyorduk. Fakat o bizi hiç duymuyormuş gibi davranıyordu. Onu zaptetmeye çalışanlarsa, abimin hiç zorlanmadan yaptığı iktirme hareketiyle havalara uçup, karşı duvara çarpıyor. Veya şanssız olanları ince bir dal gibi boyunları, belleri kırılıp, öldürülüyordu. Abim bir yerden bulduğu bıçağı alıp, sandalyeden düşen babamızın üstüne yürümeye başladı. Onunla anlaşamadığımız için zor kullanarak durdurmaya çalıştık fakat yaptığımız hareketler ona hiç bir etki yaratmıyormuş gibi duraksamadan devam edip babamızı . . . kendi öz babasını öldürdü. Arkasını dönüp bize baktığında gözlerinin simsiyah olduğunu farkettik.

Abimi durdurmanın bir yolu olmadığı için o bizi öldürmeden odadan kaçıp, kendi odalarımıza, techizatımızı almaya gittik. Kargaşada yere düşen bir mum yangın başlatmış olmalı. Malikanenin tahta olması nedeniyle de yangın hızla yayılmış. Zira biz odamıza vardığımızda tüm malikaneyi ateşler sarmıştı. Ateşler ve yıkılan malikane ile boğuşarak zar zor avluya çıkabildik. Burda abimi avlunun ortasında kürek ile yeri kazarken bulduk. Biz birşey yapamadan malikanenin en son odasından, pencereden küçük kardeşimin yardım çağrılarını duyduk. Hep birlikte yüklenerek kapıyı kırıp, yanan merdivenlerden  yukarı çıktık. Kardeşimin odasına ulaştığımızda, merdivenlerden odaya adımımızı atar atmaz. Merdivenler yıkıldı. Odanın da yıkılmak üzere olduğu belli oluyordu. Pencereye bağladığımız ipler ile aşağıya inince malikene yıkılmaya başladı. Malikanenin üzerimize yıkılmasından son anda kurtulabildik.

Kardeşimizi kasabadaki amcamızın yanına gitmesi için gönderdikten sonra. Abimiz hala orada mı ve ordan göğe yükselen ışığın ne olduğunu kontrol etmek için avluya doğru gittik. Abimiz arkasına bile bakmadan kazdığı çukuru kontrol etmemiz için bizi yanına çağardı. Ve ailemizin eski güçlü dönemlerine geri dönmesiyle ilgili bir şeyler mırıldandı. O ayağa kalkıp, bizden uzaklaşırken, yerden çıkan iskeletimsi eller bizi ayaklarımızdan tutup, yere düşürdü. Kendimizi kurtarıp, ayağa kalktığımızda, bizi düşüren iskeletler yerden tamamen çıkmıştı. Ayrıca çukurdan çok daha büyük ve elinde parlayan bir kılıç tutan başka bir iskelet daha çıkıyordu. Silahsız küçük iskeletleri hemen öldürdükten sonra üzerimize gelen büyük iskelete saldırdık. Secundus ilk darbesiyle iskeletin kılıcını parçaladı. Fakat kırık hali bile ağır yaralar alıp, yere düşmesine engel olamadı. Diğer abim, ben ve Sasha uzun bir dövüşün ardından iskeleti öldürüp, yere düşen abimizin yaralarını iyileştirdik. Kalktığımızda kazılan çukurdan daha bir çok iskeletin geldiğini gördük. Bizim başedemeyeceğimiz kadar çok, yüzlerce iskeletin. Ve hemen oradan uzaklaştık.

Community content is available under CC-BY-SA unless otherwise noted.